Eczanede Kadın Sağlığına Dair Sorular

Sağlık

Ecz. Elif Yurtsev

12 Ocak 2026, 19:52


https://arsavev.link/co-eczanesitesi

Bu köşede; eczane pratiğinde sık karşılaştığımız ancak çoğu zaman eksik, yüzeysel ya da yanlış yorumlanan kadın sağlığı konularını ele almayı amaçlıyoruz. Amacımız korku yaratmak değil; doğru bilgiyi, sade bir dille ve bilimsel temelden uzaklaşmadan aktarmak. Çünkü eczanede verilen doğru bilgi, çoğu zaman hastanın yolunu aydınlatan ilk adımdır.

Yumurta Sayısı Değil, Yumurta Kalitesi

Son yıllarda eczanede en sık duyduğum cümlelerden biri şu:

“Yumurta rezervim düşükmüş…”

Ama hemen arkasından gelen asıl soru genelde şu oluyor:

“Peki bu anne olmama engel mi?”

Burada çok önemli bir ayrımı netleştirmek istiyorum:

Yumurta sayısı ile yumurta kalitesi aynı şey değildir.

Ve çoğu zaman asıl belirleyici olan, sayısından çok kalitesidir.

Yumurta kalitesi; yumurtanın döllenme kapasitesini, sağlıklı embriyo oluşturma ihtimalini ve gebeliğin devam edebilme gücünü belirler. Yani sadece gebeliğin oluşması değil, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ile doğrudan ilişkilidir.

Peki yumurta kalitesi neden düşer?

En sık karşılaştığımız nedenlerin başında yaş gelir. 35 yaş sonrası hücresel yaşlanma hızlanır ve yumurtalarda oksidatif stres artar. Ama tek neden bu değildir. Günlük pratikte şunlarla çok sık karşılaşıyoruz:

                      Kronik stres ve uyku bozuklukları

                      İnsülin direnci ve kan şekeri dalgalanmaları

                      Tiroid düzensizlikleri

                      D vitamini, folat, B12 eksiklikleri

                      Sigara, alkol ve yoğun kafein tüketimi

                      Vücutta artmış inflamasyon ve oksidatif stres

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var:

Yumurta kalitesi sadece jinekolojik bir konu değildir.

Metabolik ve hormonal dengeyle birebir ilişkilidir.

Eczanede danışmanlık verirken, “tek bir takviye yeter mi?” sorusu çok sık gelir. Cevabım genelde nettir:

Hayır. Çünkü yumurta kalitesini desteklemek bir üründen çok bir süreçtir.

Doğru beslenme, yeterli protein alımı, antioksidanlardan zengin bir diyet, kan şekeri kontrolü ve uygun takviyeler birlikte düşünülmelidir. Koenzim Q10, omega-3, inositoller, D vitamini, çinko, selenyum gibi destekler kişiye göre planlandığında anlamlıdır. Herkese aynı listeyi vermek, ne yazık ki bilimsel değildir.

 

Ve belki de en önemli kısım:

Kadınlar bu süreçte kendilerini çok kolay suçluyor.

“Geç kaldım”, “Vücudum beni yarı yolda bıraktı” gibi cümleleri çok duyuyorum.

Oysa yumurta kalitesi düşüklüğü bir başarısızlık değil, yönetilmesi gereken bir durumdur. Doğru değerlendirme ve doğru destekle, pek çok kadının yolunun yeniden açıldığını görüyoruz.

Bu yüzden ben her zaman şunu söylüyorum:

Rakamları öğrenmek önemli ama o rakamların arkasındaki vücudu anlamak çok daha önemli.

Bu köşede bundan sonra da; kadın sağlığına dair kafa karıştıran konuları, korkutmadan ama gerçekleri saklamadan konuşmaya devam edeceğim.

Çünkü bilgi özellikle kadın bedeninde güçtür.

 

Şişlik Her Zaman Aynı Şey Değildir:

Eczacı Gözüyle Lenfödem mi, Lipödem mi?

Eczanede sık sık benzer cümleleri duyarız. “Bacaklarım çok şiş” ,“Akşama doğru ayakkabılarım olmuyor” ya da “Ne yaparsam yapayım bu kalınlık gitmiyor.” Çoğu zaman bu şikâyetlerin hepsi tek bir kelimeyle ifade edilir: ödem. Oysa işin aslı, her şişliğin aynı olmadığıdır. Bazı hastalarda karşımıza lenfödem çıkar, bazılarında ise lipödem. İkisi birbirine benzese de aslında mekanizmaları, beklentileri ve yönetimleri oldukça farklıdır.

Lenfödem, adından da anlaşılacağı gibi lenf sisteminin yeterince çalışamamasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Lenf sistemi; dokular arasında biriken sıvıyı toplar, atıkları uzaklaştırır ve bağışıklık sistemine destek olur. Bu sistem doğuştan yetersiz olabilir ya da cerrahi, radyoterapi, enfeksiyon ve travma gibi nedenlerle sonradan zarar görebilir. Akış bozulduğunda lenf sıvısı dokularda birikir ve zamanla şişlik, gerginlik ve sertlik ortaya çıkar. Lenfödem her yaşta görülebilir, tek taraflı olabilir ve çoğu zaman ayaklar ile parmaklar da tutulur. Bastırıldığında çukur kalan bir ödem olması, gün sonunda artan şişlik ve ciltte kalınlaşma gibi bulgular eczanede bizim için önemli ipuçlarıdır. Yani lenfödemde temel problem sıvıdır.

Lipödem ise çok daha farklı bir hikâyeye sahiptir. Lipödem, genellikle kadınlarda görülen, genetik ve hormonal zeminli, anormal yağ dokusu artışıyla seyreden kronik bir hastalıktır. Çoğu hastanın anlattığı ortak bir başlangıç vardır: “Bir dönemde başladı ve ondan sonra hiç düzelmedi.” Ergenlik, gebelik veya menopoz gibi hormonal geçişler bu süreci tetikleyebilir. Lipödemde kalça, uyluk ve diz çevresinde simetrik bir kalınlaşma görülür. Dokunmakla ağrı olması, çok kolay morarma ve diyetle ya da egzersizle bu bölgelerin incelmemesi hastayı en çok zorlayan noktalardır. Ayakların genellikle normal kalması ve bastırıldığında çukur oluşmaması, lipödemi lenfödemden ayırmamıza yardımcı olur. Burada sorun sıvıdan çok yağ dokusunun kendisidir.

Eczane pratiğinde bu iki durumu ayırt etmek son derece önemlidir. Çünkü lenfödemli bir hastaya yalnızca kilo vermesi gerektiğini söylemek ne kadar yanlışsa lipödemli bir hastaya sadece “ödem atıcı” beklentisi sunmak da o kadar eksiktir. Üstelik lipödem uzun yıllar kontrol altına alınmazsa, artan doku basısı lenf sistemini de zorlar ve tabloya lenfödem eklenebilir. Bu durumda lipolenfödem dediğimiz, yönetimi daha zor bir tabloyla karşılaşırız.

Gıda takviyeleri bu noktada sık sorulan bir konudur ve burada beklentiyi doğru kurmak çok önemlidir. Takviyeler tedavinin yerine geçmez; ama doğru seçildiğinde süreci anlamlı şekilde destekler. Lenfödemde hedef, lenf akışını desteklemek ve inflamasyonu kontrol altına almaktır. Bromelain, özellikle doku içi ödemin baskın olduğu durumlarda faydalı bir destek olabilir. Omega-3 yağ asitleri inflamasyon kontrolünde temel taşlardan biridir; magnezyum ise doku gevşemesi ve lenf drenajına dolaylı katkısıyla süreci tamamlar.

Lipödemde yaklaşım biraz daha farklıdır. Burada öncelik ağrı, inflamasyon ve kılcal damar hassasiyetidir. Omega-3 lipödemli hastalarda çoğu zaman temel destek olarak öne çıkar. Vitamin C gibi bioflavonoidler, kolay morarmayı ve damar hassasiyetini azaltmaya yardımcı olabilir. Emilimi artırılmış kurkumin formları, ağrılı ve inflamatuar lipödem tablolarında destekleyici rol oynar. Selenyum ise kontrollü dozlarda, özellikle lipolenfödem riski olan hastalarda lenfatik destek açısından değerlendirilebilir.

Ama ne takviye versek de altını çizmemiz gereken bir gerçek var: Kompresyon, hareket, manuel lenf drenajı ve cilt bakımı olmadan hiçbir ürün tek başına yeterli değildir. Eczacı olarak hastaya verebileceğimiz en kıymetli mesajlardan biri şudur: “Bu ürünler süreci destekler ama asıl farkı yaşam tarzı ve doğru fiziksel yaklaşımlar oluşturur.”

Sonuçta lenfödem ve lipödem, dışarıdan bakıldığında benzer görünen ama biyolojisi tamamen farklı iki tablodur. Biz eczacıların rolü; sadece raftan ürün vermek değil, tabloyu doğru okumak, hastayı yanlış beklentilerden korumak ve gerektiğinde doğru uzmana yönlendirmektir. Bazen en büyük katkımız, verdiğimiz ürün değil; kurduğumuz doğru cümledir.

Elif'in Eczanesi Elif YURTSEV



https://wellcaretr.com/tr/Kolajen

Bizi Takip Edin

LogoTürkiye'de ve dünyada sektörümüzün son gelişmelerini, haberlerini, takip et; firmaları ve ürünlerini yakından tanı; uzman meslektaşlarımızın görüşlerini inceleyerek yeni fikirler edin.

© 2025 Eczane Sitesi, Tüm hakları saklıdır.